21 Haziran 2009 Pazar

DERİN BİR OOOFFF ÇEKMEYE DEĞER

Temmuz başından itibaren şahane bir kitabın çevirisini yapmaya başlayacağım.
Gene de dayanamadım ve çevirdiğim küçük bir pasajı şizlerle paylaşıyorum. Eminim yüreğiniz sızlayacaktır. Nostalji mi ? Buyrun âlasını:

"... Anadolulular soğuğa, mahrumiyete, en kötü acılara kahramanca bir tevekkülle tahammül ediyorlar. Biri, bir kolunu ve iki bacağını yitirmişti. Bedeni zavallı bir kütük, içler acısı bir paçavradan farksızdı. Sadece şöyle diyordu: “Vatanımın bacaklarıma ve kollarıma ihtiyacı vardı, ben de verdim”...

Farklı seviyedeki dorukların dizildiği ve solda, çıplak bir zirvenin hâkim olduğu yerde, Povigliasto Hanı’nın eski kare binasını çevreleyen Esat Paşa’nın kampı.

Üç ay olmamıştı, Esat Paşa’yı salonumda göreli. Uzun, narin ve sağlam yapılı, üstüne tam oturmuş kahverengi yünlü kumaştan üniforması içinde, beyaz röfleli kestane rengi bıyığının çevresi itinayla traşlanmış, kararlı, net yüzlü; Giysileriyle zarif, kurallara uymada sert Alman eğitimli subaylara has duruşuyla, en çok kırk beş yaşındaydı ve gerçekten güzel bir ifadesi vardı.

Şimdi, biraz kalabalık, başının üstünde daha bir ağırmış gibi duran kalpaklı çehreyi, kırlaşmaya başlayan kızıl bir sakal kaplıyor. Esat Paşa’nın kilo aldığını söylemeye cesaret edemiyorum ama geçmişe göre daha iri görünüyor ve onu saran büyük kaputun plileri bu belirgin kalınlaşmayı, siluetin yeni genişliğini ele verdiğini sanıyorum.

Bizi büyük bir nezaket ve lütûfla karşılıyor, kurmay subaylarını tanıuştırıyor ve şark misafirperverlik geleneklerine uygun olarak anında ikram başlıyor, kahvelerin en lezzetlisi…

General, size bakıyorum ve şu anda omuzlarınızdaki bütün bu sorumluluğun ağırlığını hayal ediyorum… belki beyninizin hassas, ani kararlarına bağlı olan bütün bu meçhule.

Size bakıyorum: Hareketlerinize, duruşunuza, kendini teşhir etmeyen ve güçlü kişilere has, inceden inceye hissedilen ölçülü ve derin otoritenize.

Davranışlarınız, kalıbınız zarafeten yitirdiğini gurur olarak kazandı. Açık renk gözleriniz biraz dalgın, yaşlanmış bir adamın biraz melankolik ve sevimli yürek temizliğiyle gülümsüyorsunuz ve birden, bu erken ihtiyarlık, gülümsemenizdeki bu melankoli, bu iç yorgunluğu, bakışınızdaki tarif edilemez “uzaklık”, bana garip bir şekilde etkili görünüyor.

Yanya, 20 Aralık

Vehip Bey’in karagâhı Kaçikat’ta, Bizani ile Gastritza kalesi arasında gölü çevreleyen yolun üzerinde kurulu. Yegâne mekân, acınacak durumda bir han. Siyah, kirli, küçük bir tahta merdiven bizi subayların toplandığı çok alçak tavanlı, oldukça kötü aydınlatılmış bir odanın eşiğine götürüyor.

Telefon çalışıyor. Ahizeye eğilmiş bir yüzbaşı bir telgrafı iletiyor. Vehip Bey Petra’da esad Paşa’nın kampında. Ziyaretimizden derhal haberdar ediliyor.

Subaylar bizi nezaketle, saygıyla ve samimiyetle karşılıyorlar. Bize hiç lâyık olmayan bir mekânda, savaş şartlarının gereğine uygun şekilde karşıladıklarından dolayı gülerek özür diliyorlar. Kahve, likör, sigara, hattâ mükemmel lezzette karamelalar ikram ediyorlar… Biraz sonra Vehip Bey giriyor; ziyaretimiz nedeniyle teşekkür ediyor.

Sohbet ediyoruz. Esad Paşa gibi kendinden tamamen emin görünüyor.
- Yunanlar her yerde püskürtüldüler. Bugün, düne nazaran çok daha uzaklarda dövüşülüyor. Yunan sağ kanadı, sol kanadı gibi geri çekilmek zorunda kaldı.

Vehip Bey alçak sesle konuşuyor, gülümsüyor, yanılayış tarzı Esad Paşa’nınki kadar sevimli, hoşnut edici ama daha mesafeli ve daha az safiyetle.

Vehip Bey hep gülümsüyor.
- Biz ateşkes istemiyoruz. Böyle bir savaş… Fransızca nasıl diyorsunuz ?
Numan Paşa’ya dönüyor ve sâkin, huzurlu bir tazda aradığı sözcüğün Almancasını soruyor. Yanıtlıyorlar:
- Anéantissement (Yok olma)
- Anéantissement, evet, tam bu işte… Böyle bir savaş iki ordudan birinin yok olmasıyla son bulmalıdır..."

1 yorum:

ra55 dedi ki...

Efendim, Saygılarımla; Sizi bloğumdaki takibe aldım, baktım hemen yeni bir yazı yazmışınız, baktım çeviri ile ilgiliymiş. Ben sizin aslınıza, vatanınıza, milletinize, yurdunuza sahip çıkışınızı tebrik ediyorum, kutluyorm. Sizinle övünüyorum. Çalışmalarınızda başarılar dilerim. Allah yardımcınız olsun. Kaleminize, gönlünüze ve yüreğinize sağlıklar dilerim. Beni hatırlarsınız. ra55.blogcu.com da yazarken yanya evleri ile ilgili röleveleri yayınlamak için sizden müsaade istemiştim. Recep Altun